Osmanlıda kadınlara yönelik zirai eğitimler

Osmanlı Devleti’nin aslında bir yazı ve kayıt medeniyeti olduğunu bilmekle birlikte, gerek bilgi kaynaklarının kaybolması ve gerekse Osmanlıca okuyanların az olması sebebiyle geçmişe dair bilgiler yetersiz kalmaktadır. Günümüzde Osmanlıca kurslarının yaygınlaşması, orta öğretimde seçmeli ders olarak okutulması, bu tarz bilgilerin farkındalığını artırmakta, erişimi kolaylaştırmaktadır.

Tarım ve Orman Bakanlığı Kütüphanesinde bulunan 1915’li yıllarda basılmış olan “Kadınlara Ameli Sınayi-i Ziraiye Dersleri” adlı kitap, ev idaresi ve ziraat sanatlarına ait bazı konuları içermesi açısından önem arz etmekle birlikte asıl onu önemli kılan, bu kitabın kadınlara yönelik olduğunun özellikle vurgulanmış olmasıdır.

Dârülmuallimat yani “Kız Öğretmen Okulları” 1869 Maarif-i Umumîye Nizamnamesinde, sıbyan ve rüşdîye olmak üzere iki şube ve her şubenin de kendi arasında, Müslüman ve gayr-ı müslimlere mahsus olmak üzere iki sınıf halinde kurulmuştur. Dârülmuallimâtta ziraatle ilgili ilk ders olan “Sanayi-i Zirâiye ve Bahçıvanlık” dersi, ilk defa 1914–1915 tarihli Dârülmuallimât Programı’na girmiş,  dört ve beşinci sınıflarda birer saat olarak okutulması kararlaştırılmıştır. Sanayi-i Ziraiyye ve Bahçıvanlık dersi genel olarak hayvancılık ve bitki/sebze yetiştirme üzerine inşa edilmiştir. 1919-1920 ders yılında programda Sanayi-i Ziraiye uygulamaları için uygun yer bulunamadığından programdan kaldırılmıştır.

Bahse konu yayın da bu dönem içerisinde, bu derslere yönelik olarak üretilmiş eserlerdendir. Tarımsal alanda o güne kadar hazırlanan kitapların aksine, kitabın başlığındaki ifade ile kadına verilecek eğitimin toplumu eğitmek olacağı bilinciyle, kadınlara hitaben yazıldığı özellikle vurgulanmaktadır. “Maarrif-i Umumiye Nezareti Telif ve Tercüme Kütüphanesi” tarafından 1331 yılında, İstanbul’da Matbaa-i Âmire’de 1915/1916 yıllarında basılmıştır. Yani her halükarda, Osmanlı’nın bir yandan savaşlar, karışıklıklarla meşgul olup diğer taraftan kadın eğitimine verdiği önemi yansıtması açısından değerlidir. İzmir Meb’usu ve “Dâr’ul Muallimat Sanayi-i Ziraiye Muallimi İhsan (İhsan Onnik) Efendi” tarafından kaleme alınan kitapta ana başlıklar “sütçülük, tereyağcılık, peynircilik, tavukçuluk, arıcılık, ipekçilik, ekmekçilik, nişastacılık, gül yağcılık, ve bahçıvanlık”tır. Ev idaresinden ziyade tamamen teknik konulara da değinildiği görülmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı Kütüphanesinde yer alan kitap, serinin beşinci  ve altıncı kitaplarının tek ciltte birleştirilmiş halidir. Kitap ıtriyat, kokulu yağlar eldesi ile ilgili iki sayfalık bir takdimle başlamakta, devamında 23 sayfada gülyağcılık, 18 sayfada da ekmekçilik ve nişastacılık anlatılmaktadır.

Haber Görseli

Serinin beşinci kitabı olan “Ekmek ve Nişastacılık San’atı” kitabında ilk olarak ekmek imalatı ele alınmıştır. Ekmek genellikle evlerde, kadınlar tarafından imal edildiğinden iyi bir ekmeğin nasıl yapılması gerektiği anlatılmaktadır. Ekmek terkibi verilirken, büyük kısmının buğday unundan olmakla beraber, mısır, çavdar, arpa ve diğer hububat unlarının kullanıldığı ancak diğerlerinin buğday unundan yapılan ekmek kadar nefasetli olmadığı bildirilmektedir.  Unun içeriği: gluten, nişasta, şeker, selüloz, mevad-ı şahmiye (yağ) ve minerallerden ibarettir. Gıda olarak unun değerini artıran en önemli bileşenin gluten olduğu belirtilmiş, unun içeriği verilmiştir. Beyaz ekmek eldesi için glutenin önemli bir kısmının mümkün olduğu ölçüde undan ayrılmasının gerektiği önerilmektedir. Köy ekmeğinin bu sebeple biraz daha esmer olduğu ama beyaz ekmeğe göre hazmının daha zor olduğu bildirilmektedir.

Ayrıca ekmek imalatının yoğurma, kabartma, ekşitme ve pişirme safhaları da anlatılmaktadır. Ekmek fabrikalarında özel hamur yoğurma makinelerinin kullanıldığından bahsedilmektedir. Evlerde ekşi maya ile (bugün de olduğu gibi) ekmek yapılırken, ekmek fabrikalarında “sabun kalıbı şeklinde ve katı kıvamda olan” özel bir mayanın kullanıldığı, bu mayalar ile yapılan ekmeklerin daha nefis olduğu bildirilmektedir.

Kitapta nişastacılık konusu da ele alınmaktadır. Nişasta: “bazı nebatatın muhtelif aksamından çıkarılan bir madde” olarak tanımlanmakta, buğday, arpa, mısır, pirinç, bakliyattan bakla, fasülye, mercimek, patates, yer elması, kestane, meşe palamudunda bulunur. Aralarında içerik olarak fark olmamakla birlikte bazı özellikleri bakımından farklılık gösterir denilmiştir.

Haber Görseli

Serinin altıncı kitabı olan “Gülyağcılık”  bölümünde gül bahçesi tesisi, gül çiçeklerinin toplanması, gülyağı elde etme usulleri, yağhaneler, kazan, imbikler, imbik külahı, soğutucular, şişeler, toplama hunileri, bunların nasıl kullanılacakları, gül yağının kalite özellikleri, rengi, kokusu, keskinliği, derecesi, sıcaklık değeri gibi konulardan bahseder.

Gülyağı eldesi ile ilgili bölümde kullanılan malzemeler ve yöntem de hala kullanılagelen yöntem ve malzemelerdir. Malzemelerin resimlerle izahı da ayrıca önem arz etmektedir.

Hem gülyağı hem de ekmeğin ve nişastanın üretimi-eldesi ve kullanımı ile ilgili tarihsel bir doküman olmasının yanında, bu bilgilerin kadınlara yönelik olarak hazırlandığının vurgulanması ve zirai ilimler kapsamında sunulmuş olması, bunların öğretmen okullarında ders kitabı olarak okutulması, doğru bilgilerin yayılması, yaygınlaştırılması açısından oldukça önemlidir. Savaş, isyanlar, karışıklıklar, toprak kayıplarının yanında kadınların önemsenmesi, imkansızlıklar esnasında bile kadınlara yönelik eğitim programları ve o programlara göre kitap hazırlanmış olması Osmanlıda kadına verilen önemi göstermektedir.​

KAYNAK: Osmanlı’da kadınlara yönelik zirai eğitimler, Türk Tarım Orman Dergisi, 258, 94-95.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Previous post GROUP_CONCAT mucizesi, group by ile birleştirilen verilerin içindeki detayları görmek..
Next post Röportaj: Bakanlık kütüphanesi dijital ortamda